Kuzzulkurt

Küçük(14-15) yaşta evlendi. Genç yaşta 2 tane kız çocuğu oldu bunlardan birini yemek yaparken ateşe düşürerek kaybetti. Henüz ateşe düşen kızının acısı taze iken diğer kız çocuğunu da kaybetti. Bu topraklarda kız çocuklarına lanet ve beddualar vardı. Bir kız ve erkek çocuğu daha oldu. Acıları yetmezmiş gibi eşi üzerine kuma getirdi. Evde artık hiç huzur kalmamıştı ve her gün eşi tarafından şiddet görüyordu Döne gelin. Hatta bir gün öyle bir sinirlendi ki eşi, kaptığı gibi pompalı tüfeği kovalamaya başladı Döne gelini, kızı Zeynep'i ve oğlu Adil'i. Köydeki delinin evine saklandılar önce. Neyseki deli evde yoktu. Eve girip kapıları kapattılar. Adil korkudan evin penceresinden etrafı gizlice seyretmeye başladı. Hepsi korkudan tir tir titriyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ve o gözüktü adete bir cellat gibi canlarını almak için dolaşıyor ve deliler gibi Döne gelin ve çocuklarını arıyordu. Mehmet idi bu adamın ismi. Hemde köyün muhtarı idi. Herkes Mehmet'i tanırdı. Muhtarlığında getirdiği bir otorite vardır benliğinde. Elindeki silahla evi didik didik ediyordu Mehmet. Sonra kapıdan Mehmet'in kardeşi yani dönenin kaynı Bayram çıkageldi. Bayram ailesine gayet bağlı çocuklarını ve eşini çok seven merhametli bir adam idi. Bayram kardeşi Mehmet'in elinden silahı aldı ve azarladı. "Ne yapıyorsun sen? Koskoca adamsın. Üzerine kuma getirdiğin yetmedi bir de öldürecek misin?". Mehmet'i evine götürdükten sonra Döne ve çocuklarını Mehmet yatışana kadar kendi evine götürdü. Korkudan hepsinin teni, benzi atmıştı. Daha sonra köylüler ve Bayram'ın yardımıyla tekrar barıştırdılar bu aileyi. Ama her gün dayak yemeye devam ettiler. Adil orta okulu okuyordu. Yaz aylarında köyde ektikleri sebzeleri Diyarbakır'a toptancılara satmaya gidiyordu köyden bir kaç kişiyle. Her zaman da kendi gitmiyordu. Bazen babası da gidiyordu. Bu olaylar yaşanırken Dönenin kumasının 2 erkek 2 kız çocuğu olmuş ve onlarda büyümüşlerdi. Kumanın çocukları demeyip onlara da bir çok kez Döne gelin bakmış kendi çocukları gibi onları yıkamış ve sevmiştir. Yine yaz ayları geldi sebzeler olgunlaştı ve sebzelerin toplanma vakti geldi. Tek geçim kaynakları bu sebzeler idi. Sebzeler toplandıktan sonra kamyonlara konuldu. Artık satmak için yola çıkma vakti geldi. Bu işi genelde Mehmet yapardı. Mehmet tam yola çıkmışken bir ses gelir kamyon'un arkasından, "Baba! Baba!" araç durur seslenen Adildir. Ve babasına "Sen kal ben gideyim baba. Evdekilerin sana ihtiyacı olabilir." der ve yolculuğa Adil gider. Gece olduğunda Adil kamyon'un kafa kısmının üzerinde bulunan çıkıntıda uyumak ister her ne kadar diğerleri itiraz etse de Adil üstte uyumayı kafasına takmıştır. Ve orada uyur. O gece o feci kaza yaşanır. Adil trafik kazasında ağır yaralanmıştır.   /////// Mehmet oğluna hastanede bakmak istemeyince köye getirmek zorunda kaldılar. Oğlu yaralarının intihaplanması sonucu bir ağacın dibinde vefat eder. Oğlunun acısıyla kahrolan ana tek kalan kız çocuğuna sımsıkı bağlanarak yaşadı. Eşi üstüne kuma getirdi. Bu yaşına kadar kocası çok acımsız biri idi. Hep dayak atardı kendisine. Üstüne getirilen kumaya ses bile çıkaramadı. Kumasının 3 kız 5 erkek toplamda 8 çocuğu oldu. Herşeye rağmen kumasının çocuklarını da kendi çocuğu gibi severek şefkatla büyüttü. Tek kalan kızıda evlendikten kısa süre sonra boşandı. Aylarca evde dul kaldı. Annesi gibi kendisi de çok çile çeken kız sonunda 3 kız 2 erkek çocuklu bir adamla evlendi. Bu adamdan 3 erkek çocuğu oldu. Yaşlı kadın torunlarından birinin ismini daha önce vefat eden tek erkek çocuğunun ismini koydu. Belki kendi okuyamamıştı ve kızını  da sadece ilkokula kadar okutabilmişti ancak torunlarının okuması için elinden geleni yapıyordu. Git gide yaşlanan kadın, kumasının torunları ve çocukları tarafından sıkça alay ediliri olup eşi tarafından yaşlı başına rağmen hala şiddet görüyordu. Kardeşleri olmasına rağmen pek arayıp sormazlardı. Kendi telefon kullanmayı bilmediğinden ne zaman kızının yanına gitse ya oğlunun ismini koyduğu torununa ya da kızına kardeşlerini araması için ısrar ederdi. Kendini hep yalnız hisseder, her seferinde oğlu için ağıtlar yakar ve gözyaşları dökerdi. Torunlarına hep "Yazınını yazın. Allah sizi öğretmen çıkarsın." diye öğütler verip dualar ederdi. Dualar demişken her seferinde "Allahım beni ele ayağa düşürme. Beni kimseye muhtaç etme" diye dua ederdi. Yaşına rağmen ibadetini yapar ve doktorların yasaklarına rağmen oruç tutmaktan vazgeçmezdi. Oğlunun ismini koyduğu torununu diğer torunlarından daha çok severdi. Çünkü torunu da nenesini çok severdi ve bir dediğini iki etmezdi. Her seferinde bu torununa "oğlum" diye sarılır öpüp koklamaya doyamazdı. Eşi tarafından sık sık dövüldüğü için ve alay konusu olduğundan  evinde pek durmaz konu komşu gezerdi. Torunu nenesinin öğütlerini dinlemiş, derslerine çalışmış ve üniversiteyi kazanmıştır. 2014'ün yazı aylarının başında kızının yanına geldiği bir gün "Kızım ben bu yıl kışa çıkmadan ölürüm." demiş ancak kızı yaşlı olduğundan pek kaideye almamıştır. Daha öncesinde biriktirdiği paralarını yatağının içine saklayan kadın kızına "Kızım ben ölürsem kefen param döşeğimin içinde. Aklında olsun." der.  Ve 2014 Temmuz'un 12'sini 13'üne bağlayan gece rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan kadın. Birşey yok eve götürebilirsiniz denerek gönderildiği evinde hastaneden geldikten 15 dakika sonra vefat eder. Vefat etmeden önceki gece yani 12 temmuz gecesi saat 11 gibi bütün torunlarını üvey çocuklarına aratır ve tek tek konuşur. Oğlunun ismini koyduğu torunuyla son görüşmesinde şu sözleri söyler. "Nasılsın oğlum iyi misin?" "Hakkını helal et." "Derslerine iyi çalış" "Buraya gelir isen ilk benim yanıma gel." dir. Nenesinin konuşmasında bir gariplik sezen torun bu konuşmalardan sonra dayısı ile konuştuktan sonra bir yerde oturup kısa bir süre düşünür ve o gece uyur. Torunu her şeyden habersizce çalışmaya devam eder. Nenesi 13 temmuz 2014 defnedilirken kendi çalışan torun her gün illa ki aradığı annesini bugün geç aramıştır. Bir ilginçlik sezer. Annesini 1 saat bile geç arasa annesi merak edip onu arardı. İşten çıkıp lojmanına dönerken yolda saat 21:00 gibi annesini arar. Telefon kısa bir süre çaldıktan sonra meşgul'e düşer. İyice huysuzlanan torun bir kez daha arar annesini, bu sefer ablası açar. Ablasıyla kısa bir süre konuşan torun annesini sorar ve aldığı yanıt şudur;
- "Nenem öldü."
Önce şaka olduğunu zanneden çocuk ablasını azarlayarak böyle şaka olmaz diyerek kızar. Ancak tekrar aynı yanıtı alan genç yolda haykırarak ve bağırarak ağlayan çocuk şüpheli gözler altında lojmana döner ve ilk uçakla memleketine gider. Yolda defin işlemlerinin yapıldığını öğrenen genç bir kez daha kahrolur. Çünkü her seferinde nenesi "Ben ölürsem beni siz gömün. Üstüme birer kürekte siz toprak atın. " demiştir ve bu sözleri her duyduğundan bir kez daha kahroluyordur genç. Belki hayat diğerleri için devam ediyordur ancak nenesinin oğlu gibi gördüğü genç aylar geçmesine rağmen hala kulağında nenesinin sözlerini duyuyor ve hala her gördüğü yaşlı kadını nenesi zannediyor, cenazesine yetişemediği ve onu son kez göremediği için her seferinde bir kez daha kahroluyor göz yaşları sel olup akıyordu. Artık derslerine daha çok çalışıyor, nenesinin isteklerini yerine getirmek ve nenesinin adını yaşatmak için elinden gelen çabayı gösteriyor ve vefat eden dayısının adını taşımaktan gurur duyuyordu...

0 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...